6 Temmuz 2020 Pazartesi

İyilik Enerjisi





       Birkaç gündür sosyal medyada sürekli 'bugünlerde iyilik yapın' önerisi gözüme çarpıyor. Gökyüzünde 
bir şeyler oluyormuş ve bu enerjinin etkisinden en fazla iyilik yaparak faydalanabilirmişiz.

Bu mesajlara sürekli maruz kalınca, çok uzun süredir yazmak istediğim ama bir türlü kafamda toparlayamadığım şeyleri yazmak istedim.


Annem 94 yılında ilk arabasını almıştı. Arabadan hemen sonra da ehliyetini. Arabasına binmeyen kalmamıştır herhalde çevremizde. Biz bazen çok bozulurduk buna. Gerekirse bizi indirir, başkalarını bindirirdi. Bize gelmek isteyenlere servis bile yapardı. Gider evlerinden alır, evimizde ağırlar ve sonra da evlerine bırakırdı. Kime araba lazım olsa anahtarını verirdi. Kimin hastası, ihtiyacı olsa biner götürürdü. Kimseden benzin parası, otoban parası, park parası aldığını hatırlamam. Annem zaten bir karşılık beklediği için değil, ona doğru gelen bu olduğu için yapardı.  Sonra annemin arabası satıldı ve annem uzun süre arabasız kaldı. Annem kimseye yaptığının karşılığını görmedi, kimse onu evinden alıp evine bırakmadı. Ya da gecenin bir yarısı Gülşah'ı acile götürmesi gerektiğinde arayacak kimsesi de olmadı. Karakolu arayıp polis arabasıyla gitti.  Ama annem bunu bir kere bile dillendirmedi. Ben herkesi götürdüm de kimse beni götürmüyor demedi.  Annem iyilik yaptı ve denize attı.

95 yılında Kuşadası'nda yazlığımız vardı.  Her gün sabahtan denize gider, hava kararınca dönerdik. Kuşadası'nda gittiğimiz sahilde askerler yürürdü. Sahil güvenlik sanırım. Yunan adaları yakın olduğu için sanırım, orada nöbet tutuyorlardı. Annem her gördüğü askerin fotoğrafını çekerdi. Ertesi hafta ki sanırım sadece hafta sonları görüyorduk onları. Fotoğraflarını bastırır, anahtarlık yaptırır götürürdü.36'lık film ile fotoğraf çekildiği o yıllarda annem kaç askerin fotoğrafını çekip, onlara karşılıksız hediye etti ben sayamam.


96 yılında Gülşah, annem ve ben Karşıyaka'ya taşındık. Seray ve babam gelmek istemedi. Biz üçümüz İzmir'de yaşarken. Karşıyaka'dan Gaziemir'e Metro markete alışverişe giderdik. Dönüşte mutlaka bir anıt vardı, oraya uğrardık. Orada da nöbet tutan askerler olurdu. Annem bagajı açar marketten ne aldıysak halley, kraker, meyve suyu vs onlara bırakırdı. Ve biz öyle eve devam ederdik.



O zamanlar annemin ne yaptığını veya neden yaptığını bilmezdik. Bazen çocuk aklımızla sinirlenirdik bile. Eldekini, evdekini verirdi herkese. Mutfağın gizlisi saklısı olmazdı. Pahalı diye taneyle aldığımız muzlar da ikram edilirdi, gramla aldığımız antep fıstıkları da. 

Annem neyi neden yaptı bilmiyorum ama bildiğim şey şu. Annem kendisine yapılanı da dillendirmez, kendi yaptığını da! Kul bilmesin Allah bilsin der geçer.

Ben yapıp, denize attım der geçer. 

Ergenliğimde annem gibi olmak istemiyorum diyen ben, bugün bazı huylarında annemin çeyreği olabilmek isterim. Ona yapılanı unutma konusunda en çok benzemek isterim :D Yaptığımı unutma konusunda iyiyim ben de hatırlamam çoğu zaman! 


Bunları neden anlattım. Saf iyi yok, saf kötü de yok. Ama iyide kalmakta fayda var. Dünyanın, ülkenin, insanların, hayvanların, çocukların, kadınların ve hatta erkeklerin de iyiye ihtiyacı var.
İyilik yapın, arkasını aramadan!
Bu birine kapıyı açmak da olur, birinin üzerini örtmek de, yol göstermek de, birinin mutfak masraflarını karşılamak da her şey olur. İyiliğin de kötülüğün de küçüğü büyüğü yok. 

Kötülüğün kimseye faydası yok. Sosyal medyada iyiliği gösterir ve aşılarsak belki bir şeyler değişir?

Benim kalbim daha fazla kötülüğe şahit olmaya dayanamıyor. Bu kaçıncı? Bunu nasıl? diyorum gün sonunda 'benim başıma gelmedi ya şükür' deyip oturuyorum.

Ama böyle olmaz! Böyle olmamalı! Hepimizin yapabilecek bir şeyi olmalı! Herkes kendi kapısının önünden başlasın! Dokunabildiğimiz kadar dokunalım hayata!

iyilik bulaşıcıdır! 

Hadi iyiliği bulaştıralım!



Ben üzerime düşen kısmında Aybilim' e koştum yine.  Gözümle görmüş, elimle vermiş gibi hissediyorum Ayn işin içinde olunca.






iyiliğin suistimal edilmesi kolay bir dönemde yaşadığımızın da farkındayım. Bu yüzden ya annemi devreye sokuyorum ya da Ayn! Ne zaman içim içime sığmasa, sıkılsam ya Ayn'a havale geçiyorum ya anneme kim var diye soruyorum. Siz de güvenebileceğiniz, size iyi gelecek bir yerler bulun. Birinin o anki gülümsemesi olun!




16 Mayıs 2020 Cumartesi

Mayıs Ayı Nasıl Geçmiş Yarıya Kadar?

   

  Hem karantina hem de ramazan olduğu için her güne video yüklememi istediler.  Olabileceğine dair umudum yoktu ama bence fena gitmiyorum. Elimden geleni yapıyorum. Mayıs 15 bittiğine göre bir özeti hak ettim bence.




  Mayıs ayına harika bir brownie ile giriş yapmışız.  Nefes'i uyutup mini bir cafe halleri çalışmam da olmuş. Şu an yine Nefes uyuyor ve ben eski günlerdeki gibi bloğumu güncelliyorum. Şuraya bir mutluluk çizelim :)





Ahhh Nefes Hanımcım ile parka gitmişiz. Dönüş yolunda ağlama krizine girip, kendimi otoparka nasıl attığımı bir ben bir de Allah bilir! Ha bir de parkta kafa dinlemeye çalışan Japonlar :)
Kafa yerine Nefes'in çığlıklarını dinlediler.




Ya annem buradayken çekmiştik videoyu. Geç olmuş ama güç olmamış...



Nefes'e yaptığım dondurmayı ve kapı önü pikniğimizi göstermişim size. Bir de olmazsa olmaz market alışverişimizi :)




Gelmiş ayın o zamanı :) Saçlarımı gül pembesi yaptım. Oldu mu? Göreceğiz diğer videolarda.




Tiramisulu ne bulduysam topladım da olabilirdi başlık bence :) Nefes Hanım ile mini bir yürüyüş ve kapanış :)



Mutfakta çekmişim kendimi. Aman Allah'ım kafama bir şey mi oldu acaba :) Bahçecilik yapma niyetindeyim ama Nefes her defasında avuç avuç toprağı yere, kafasına, bana attığı için son zamanlarda o uyurken sulamaya başladım.



Amaaan bu video izlenme rekorları kırdı :) Neyse kendime çekiyorum zaten :) Sorun yok
Kitap var videoda, bazı bünyelere zararlı biliyorsunuz :)




İlkay abinin dağ evine gittik. Bir önceki ve bir sonraki gün harika güneşli bir hava varken, bizim gittiğimiz gün yağmur yağdı. Şansıma bakar mısınız?




Sonunda çocuğa aldığım şeyleri çekebildim :) büyüdü valla çocuk. Ve kırtasiye de var tabii ki :)



Yüzyıldır soğuk japon çaylarını göstermek istiyor ama hep erteliyordum. Valla ohhh sonunda çekmişim :) Aferin kız bana.




Market alışverişi, keyifli bir sohbet derkeeeeen hayatın gerçekleri. Videonun sonunda ağlıyorum.
Sürprizi kaçmış olmasın!

İşte böyle...
Linkleri hiçbir yerde paylaşmazsam, çok az kişi uğruyor bloğa biliyorum ama ben burayı, buranın samimiyetini çok özlüyorum..

Okuyan, okuduğunu anlayan ve beni tanıyan kitle

Kalkın sarılalım ya!

15 günde 12 video yüklemişim :)

kaçta kaç yapmışsınız :) hepsini izleyenlere benden bir soğuk japon çayı :)




10 Mayıs 2020 Pazar

2020'de Okuduğum Kitaplar


                    *Yeni videolar geldikçe bu yazı güncellenecek.

Ah Ah yıla başlarken böyle hayal etmemiştim tabii ki. Ama zaten 263629 bölümlük netflix dizisi gibi bir yılı kim hayal edebilirdi ki?  Bahanelerimi toptan saydım zaten videoda ama bence her biri çok geçerli.

Ocak 2 Şubat 2 Mart 2 ne kadar istikrarlı olduğumu görüyorsunuz. Şaka bir yana kendime gıcık oluyorum. Yeni kitaplara başlamasam, eldeki yarımlar eriyecek ama bu ara modum bu. Sürekli yeni kitaplara başlıyorum. Allah sağlık versin de biterler bir gün.



2020 Kitaplarım
1- Vatan Yahut Silistre - Namık Kemal  4 Ocak    Türk
2- Winnie the Pooh - A. A. Milne 5 Ocak  İngiliz
3- Ev Yapımı Bir Paraşüt  -Berrak Yurdakul 29 Şubat  Türk
4- Gitanjali - Rabindranath Tagore 29 Şubat  Hintli
5- Kafamdaki Kertenkele - Dan Katz  25 Mart  İsveçli
6- Kızıl - Stefan Zweig 28 Mart     Alman





6 Nisan 2020 Pazartesi

İnstagram ile Pazartesi #217

instagram kullanıcı adım:serrose
kitap hesabım: serrosevekitap
Yoshi'nin kullanıcı adı:yoshijaponbalik
Ablamın kullanıcı adı:yilmazailesi6109
Annemin kullanıcı adı:3kizannesi

instagram web üzerinden beni takip etmek isterseniz buyrun bu linke.





 Corona sebebiyle annemi 1 hafta erken göndermek zorunda kaldık. Kore aktarmalı gelmişti. Kore uçuşları kapanınca, Tokyo'dan direkt dönmek zorunda kaldı. Zaten bu gelişinden hiçbirimiz hiçbir şey anlamadık. Sağlıklı günler gelsin geri de bu gelişinin anısı silinsin zihnimizde!




İyi ki Doğdun Erina! Doğum gününü kutladık :) 4 kız başbaşayız hatta şu an videosu yayında :)




Kapalı alan ve kalabalıklara girmediğimiz için hemen her gün, hava durumuna bağlı olmakla beraber evin civarındaki parklara gidiyoruz. Nefes için en iyisi bu şimdilik. 2 gündür rüzgardan çıkamıyor olmak delirtiyor bizi ama :( Sizleri düşününce nankörlük gibi geleceği için susuyorum!


Bu sene sakuralar bizi şaşırttı. Yağmura ve şiddetli rüzgara rağmen hala duruyorlar dallarda.
Bu fotoğrafı özellikle çok seviyorum. Umut koydum adını.



Babalara neden çocuk emanet edilmez temalı fotoğrafımız :) Nefes'in tersten çıkma hevesi hep vardı ve ben pek teşvik etmiyordum. Destek de olmuyordum. Dikkatini dağıtıp, başka yere yönlendiriyordum. Ama babasının azıcık desteğiyle hatunumuz artık tamamen tersten çıkmayı hem de tepeye kadar öğrendi!
Yandım mı? Yandım bence :)



Aslında her zaman ama özellikle içinden geçtiğimiz bu dönemde 'me time' 'kendine zaman ayırma' işini ciddiye almak lazım. Akıl sağlığımıza ihtiyacımız var. Size iyi gelen ne ise onu yapın!

Bu bir 'Sergül zamanı' fotoğrafıdır.



Maske takar mı, takmaz mı derken genel olarak severek takıyor. Ama bir anda çıkarıp atıyor. Böylece kaç maske kaybettik. İşin kötüsü maske bulamıyoruz :(



Çok uzun zamandır bu seriyi yazmıyordum. Geçen hafta Neslihan yazsana ya dediği için, bugünün Pazartesi olduğunu çaktığım an açtım burayı.
Sizi anne kız uğurlamak istedim efendim.

Belki haftaya
Belki daha yakında 
Belki kim bilir ne zaman
Tekrar görüşmek üzere :)

Serinin diğer yazıları için buraya tık tık 

19 Şubat 2020 Çarşamba

İyi Niyet Her Zaman İyi Sonuçlar Vermez



 Sosyal medya hayatıma girdiğinden beri bu konu üzerine daha sık düşünür oldum.  İyi niyet adı altında yapılan kötülükler, can yakmalar, laf sokmalar falan.
İyi niyetli ama bana iyi gelmeyen insanları hayatımdan çıkarmakla başladım, kendime iyilik yapmaya.
İyi niyet adı altında istediğini söyleyip ortadan çekilen tipler oluyor bunlar genelde. Ama özünde iyiler bunda bir sorun yok.
Bugünlerde 'istediğim kadar olmasa da' okuduğum her kitapta 'iyi niyet' örnekleri çarpıyor gözüme.
Dün okuduğum satırlar artık bana bu yazıyı yazdırdı. Tabii dün bize gelen Türk arkadaşlarla yaptığımız sohbette bu konuyu da konuşunca. Tamam Sergül dedim geçtim buraya.



Dört Anlaşma kitabına bayıldım. Aslında bir gün onu da yazmalıyım, kendime not. Kitabı çok sevince yazarın Türkçe'ye çevrilmiş bütün kitaplarını da satın aldım. Bunlardan biri de Toltek İç Özgürlük Rehberi oldu.

Okumakta olduğum bölüm Ehlileştirme ve Bağlılıklarımızı Anlamak.

Ben Ehllileştirmek bölümüne o kadar takıldım ki diğer bölüme henüz geçemedim.


Ehlileştirme kısmındaki büyükanne ve torun hikayesi beni resmen sarstı.
Hepimizin en çok maruz kaldığı bir ehlileştirme yöntemidir bu.


Büyükanne iyi niyetinden çocuğa yemeğini bitirmesini söylüyor!

Çocuk doyduğunu söylediği halde, babaanne bu cevabı kabul etmiyor. Çünkü çocuğun doyma duygusunu, çocuktan daha iyi bildiğini düşünüyor.
Ve 1 numaralı taktik! Bitirirsen güçlü olursun.

Ama çocuk kararından dönmüyor. Çünkü doymuş. 

Babaanne taktik değiştiriyor.
Ceza ve suçlama yöntemine gidiyor.
Nankörlük, kıymet bilmezlik gibi şeylerle çocuğun vicdanına oynuyor.

Bu noktada çocuk pes ediyor ve çorbayı bitiriyor.



Keşke bu kadarla kalsa!
Kalmıyor baskıyla kendi kararından vazgeçip, babaanneye itaat ettiği için sevilip, sarmalanıyor.

Ve bummmm çocuğa itaat edilirsen, sevilirsin inancını aşılıyor!

Bu kadar basit bir şey ile çocuğun karakterine yapılan etkiye bakar mısınız?

Zorla bir şey yaptırıldı diye her çocuk böyle olacak, böyle büyüyecek diye bir şey asla söz konusu değil.
Sevgiyle, saygıyla, kararlarına yeterli önemi ve özeni gösterilen bir çocuk bu tutumdan etkilenmez.

Ama zaten bir boşluğu, sevgi açlığı olan bir çocuksa! Anne babasından çok büyükannesine maruz kalan bir çocuksa ve bu tutum her şeyde tekrarlanırsa! Geçmiş olsun!

Başkalarını mutlu ederek, istemese de dahi onların istediği doğrultusuyla davranan bir birey dünyaya getirdiniz!




Çünkü bu tohum içine atıldığı zaman 'büyükanne' devreden çıksa bile, çocuk 'kendini ehlileştirmeyi öğrendiği için artık başka bir türlüsünü bilmeyecek.

Kendi kararlarınının sorumluluğunu almaktan da korkacak belki de!

Ve benim için en vurucu yeri son paragraf!

Örneğin, çoğumuz, toplum standartlarına göre 'yeterince iyi' olmadığından fiziksel görünüşümüze karşı eleştirel bir tutum takınmayı öğrenmiştir. Yeterince uzun boylu, ince olmadığımız ya da tenimizin doğru renkte olmadığı inancı aşılanmıştır ve bu inanca katıldığımız an kendimizi ehlileştirmeye koyuluruz. Dışsal bir inanç benimsemiş olduğumuzdan kendimizi kendi ve başkalarının kabulüne layık görebilmek için fiziksel görünüşümüzü ya reddeden ya da değiştirmeye çalışırız.  Bedenlerimizi tam da oldukları gibi sevecek olsak kaç sektörün ortadan kalkacağını bir hayal edin.


Benim için çok vurucu satırlar oldu bunlar.  Kitabın devamını da ekliyorum! Ama en doğrusu ve güzeli kitabı satın alıp, bu satırları içinize sindire sindire okumanız!



İyi niyetle nice savaşlar çıkmış tarihte derdim hep instagramda!

Bu kitapta bu örnekle anladım ki! Sadece savaşlar değil, bu savaşları yapanları da ortaya çıkaran iyi niyetmiş!

Dediğim gibi tek kale maç değil bu hayat, bu dünya ya da çocuk yetiştirmek.
Ama mümkün olan her kaleyi korumak lazım. 
Kendine güvenen, kendine yeten, mutlu ve sağlıklı bir birey yetiştirebilirsek,
ne mutlu bize!

iyi okumalar!


9 Şubat 2020 Pazar

Hem Japon Hem de Türk Tarifiyle Cinnamon Roll Yaptık


  Birkaç sene önce bir gün Erina'ya oturmaya gitmiştim. O gün bana tarçınlı ekmek ikram etmişti. Sürekli gittiği drug store'dan alıyormuş. Ben endişe ile uzanıp bir yudum aldım ve alış o  alış.  O günden beri tarçınlı ekmek hastası oldum. 2 ay öncesine kadar hususi Erina'nın almaya gittiği mağazaya almaya gidiyordum. 2 aydır asla bulamıyorum! Tabii bu arada en başından beri gittiğim her mağazada, cafede falan da tarçınlı ne bulsam alıyorum. Öyle bir bağlılık ve bağımlılık. Bir süredir buralardaysanız benim 'kronik aşerici' olduğumu biliyorsunuzdur. Canım aşırı derecede tarçınlı ekmekten çekiyor ve bulamıyorum. Mc Donalds'taki tarçınlı tatlı bir derece beni mutlu etse de asla sönmüyor içimdeki arzu. Tabii bir de zor durumda kalınca Starbucks'ta yiyorum cinnamon roll ama onun da içinin malzemesi çok kuru hiç sevemiyorum :(

Geçenlerde Erina'ya yine senin yüzünden düştüm ben bu sevdaya diye çemkirirken :) tarif buldum internette yapacağım, tak dedi canıma dedim. Şaka şaka Japonca'da tak dedi canıma kalıbı yok diyemedim öyle :P (soğuk esprilerim ve ben) Erina'ya fikir attım hem japon hem türk tariflerini deneyelim dedim. O da tamam ama aynı anda yapalım dedi. Ve bir günde 2 tarif denedik efendim. Japonca tarifi buraya yazacağım. Türkçe tarif için de link ekleyeceğim (emeğe saygı)

Ben tarçını Türkiye'den getirmiştim. Diğer bütün malzemeleri ortak kullandık. Nasıl mı oldular sorusunun cevabı ise videoda.

İyi seyirler!





Olur da tarifi yaparsanız, benim de linklerimle paylaşın lütfen (emeğe saygı) şimdiden teşekkürler!

Japon Usulü Cinnamon Roll
Hamuru için 
300 gram un
10 gram şeker
3 gram kuru maya
150 ml süt
1 yumurta
2 gram tuz
20 gram tuzsuz tereyağ

İçi İçin Malzemeler
 2 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tarçın

Üzerinin Sosu İçin
50 gram pudra şekeri
20 ml su


Hamurun tüm malzemeleri karıştırılıp, mayalanması için dinlendiriliyor.
Mayalanmış hamuru dikdörtgen şeklinde açıp tarçın ve şeker karışımını döküyorsunuz.
Sıkı bir şekilde sarıp, rulo yapıp kesiyorsunuz.
Kestikten sonra 20 dakika kadar hamuru tekrar dinlendirin.
Sonrasında 200 derece fırında 20- 25 dakika pişirin.

Fırından çıktıktan sonra biraz soğumasını bekleyin. Soğuduktan sonra pudra şekerli sosu üzerine dökün.
Afiyet olsun!



Türk tarifi için buraya tık tık 

24 Ocak 2020 Cuma

Annem Geldiiiiii



Annem geldiiiii! Gelmeden önce ne planlar, ne hayaller, ne düşler kuruldu ama elimizde kocaman gerçekler var.



  Annem gelir gelmez nezle oldu ve bütün ev halkına bunu sattı. Arkasından sırayla hepimiz nezle olduk. Annemin nezlesinin yanında bir de birazcık jetlag olunca, geceler gündüzler azıcık karıştı.
Böylelikle günler normal hızından 3 misli hızlı geçti sanki.



 Nefes annemi hiç yabancılamadı, zaten her gün telefondan gördüğü için alanda ilk yanağına dokundu. Sanırım gerçek mi değil mi kontrol etmek istedi. O an videoda mevcut :) En alta ekleyeceğim.

Nefes bu yaşına 1 kere bile sallamadan geldi. Yeni doğduğu zamanlar, beni isyana kadar sürüklediği anlarda annemin birkaç denemesi olmuştu ama pes etmedim. Çünkü bebek dilinde 1 kere sonrasında hep demek anlamına geliyor. Eğer ayağa alışırsa, sabahlara kadar bunu tek başıma yapamam dedim, direndim.
Şimdi de sallamıyor annem aslında :) Oyuncak bebeği ile oyun kurmaya çalışırken annem, ayağına koymuş bebeği ve sallamaya başlamış. Bizimki bebeği fırlatıp atıp kendisi yatmış. Çok şükür oyun olarak ve 1 kereye mahsus yapıldı :)
(sallayarak uyutana saygım var, ben tamamen kendimi düşünerek karşı çıktım)




      Şerifem kendini toparlar toparlamaz bahçesini teftişe çıktı. Ne Yoshi ne de ben yüzüne bile bakmadığımız için fırçamızı da yedik :)


   Bu ikiliye bayılıyorum. Şimdi de iki kafadar parka gittiler. Ben de rahat rahat duşumu aldım. (Soranlara cevabım evet katı şampuandan çok memnunum) saçımı bile taramadan (pühhhhh onu bile Yoshi'ye yaptırıyor) bilgisayarımı açtım ve 10 günden fazladır yazılmayı bekleyen bu satırları yazıyorum.

Blogumu özlüyorum hep aynı terane dön dur ama... bir türlü olmuyor! Elim gitmiyor, kafam gitmiyor.. tam olacak mesela Nefes durmuyor. Zaten yanında pc açamıyorum, amaçsızca klavyeye basmak istiyor.

Neyse bakalım göreceğiz 2020 kaç yazı ile bitecek. Benim hedefim geçen seneyi geçmek :) Geçen sene sadece 10 yazı yazmışım. Utandım şu an! Bu sene 11 yazı ile biter mi dersiniz?

Ben buradayım dersem, kimler duyar acaba sesimi?


Harika bir 2020 diliyorum hepimize!
Sağlık başta olmak üzere geri kalan bütün güzel şeyler de bizimle ve bizim olsun!


Annemi karşılama anımız!




  

12 Ocak 2020 Pazar

2019 Kitaplarım



 2019 kitap hedeflerimin yine çok gerisindeyim, olsun ne yapalım. Bu sene de böyle olsun.

1- Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı - Mark Manson
2- Geçmişe Yolculuk - Stefan Zweig
3- Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit
4-İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali


5- Şair Evlenmesi - İbrahim Şinasi
6- Hayalperest -  Pam Munoz Ryan & Peter Sis


7- Serenad - Zülfü Livaneli


8- Aforizmalar - Franz Kafka
9- İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit
10- Bebeğimle Oynuyorum: 0-6 ay için 101 Oyun
11- Korkma İyi Bir Annesin - Saniye Bencik Kangal
12- Oda Müziği - Bütün Şiirleri - James Joyce


13- Akıl Oyunlarının Gölgesinde - Arthur Conan Doyle
14- Köpek Balıkları Hakkında Her Şey
15- Midilliler
16- Mecburiyet - Stefan Zweig
17- İlber Ortaylı Seyahatnamesi - İlber Ortaylı
18- Hamamböcekleri - Jo Nesbo
19-Mevzumuz Derin - Ahmet Büke
20- Kuş Uçar Kanat Ağlar - Şükrü Erbaş
21- Her Güne Bir Platon - Allan Percy
22- Yeni Başlayanlar İçin Mutluluk - Susin Nielsen
23- Sevgi Duvarı - Can Yücel

24-  Falaka - Ahmet Rasim
25- Ömer'in Çocukluğu - Muallim Naci
26- Güneş Çavması - Esra van der Wiel
27- Güneş Çavması 2 - Esra van der Wiel
28- Yeni Aşka Gazel - Ataol Behramoğlu
29- Camdaki Kız - Gülseren Budayıcıoğlu
30- Koalalar
31- İlk 12 Ayda Bebeğin Gelişimi, Beslenmesi, Oyunları - Hatice Kübra Tongar
32- Sakura : Yeniden Doğuyorum - Kabuljan Murzaev
33- Bir Kuzey Macerası - Jack London
34- 11. Peron - Gökhan Duman


35- Harry Potter Felsefe Taşı - J.K. Rowling
36- Kelebekler



37- Dört Anlaşma Toltek Bilgelik Kitabı - Don Miguel Ruiz
38- Harry Potter ve Sırlar Odası  - J. K. Rowling

39- Annelik Her Zaman Tozpembe Değil - Elif Doğan
40- Agatha'nın Sırları - Ahmet Ümit
41- Harry Potter ve Azkaban Tutsağı - J. K. Rowling
42- Harry Potter ve Ateş Kadehi- J. K. Rowling
43- Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı - J. K. Rowling
44- Harry Potter ve Melez Prens- J. K. Rowling
45- Harry Potter ve Ölüm Yadigarları- J. K. Rowling
46- Kendine Hoş  Geldin - Miraç Çağrı Aktaş
47- Yetişin Çocuklar -  Selçuk R. Şirin
48-  Eyvallah - Kahraman Tazeoğlu


74 Kitap hedefim vardı ama ne yazık ki sadece 48 tanesini bitirebildim. Yine elimde onlarca yarım kitap ile kalakaldım. 2020'den umutluyum bakalım neler olacak?

 Favorilerim

2019'un en favori kitabı Dört Anlaşma oldu benim için. Uygulayabilmeyi yürekten diliyorum.

Güneş Çavması 1 ve 2 de aşırı keyif aldığım ve ailemdeki herkese okuttuğum bir kitap oldu. Teyzem ve annem de bayılarak okudular.

Zweig kitapları da çok keyifliydi. Duygusunu aşırı geçiren bir yazar olduğunu düşünüyorum.

Hayalperest beni şaşırtan bir kitap olmuştu.

Sabahattin Ali der susarım :)

Serenad birçok kişinin favorisi, keşke bu kadar geç okumasaydım dedirtti.

Ve canım Harry Potter'larım senenin son ayı nostaljik oldu benim için. Pek yapmadığım bir şeyi yaparak okumuş olduğum halde, yeniden okudum. Hem de bayıla bayıla!

Keşke okumasaydım, keşke hiç başlamasaydım dediğim kitaplar da oldu ne yazık ki!
Dilerim 2020'de bu duygum olmaz.

Bol okumalı ve kitaplı bir yıl diliyorum hepimize!