31 Mart 2012 Cumartesi

Mart Ayı Kitapları

*Ne yaptımsa dönmedi fotoğraf daha fazla da uğraşmak istemedi canım.

Mart ayını 5 kitap ile tamamlamış bulunmaktayım.

1-Kediler Güzel Uyanır-Yekta Kopan
Öncelikli adı ile beni çok çeken bir kitaptı.Birçok blogger arkadaşımda da gördüğüm için satın aldım.Böyle Yekta Kopan ile de tanışmış oldum.
Birkaç saatte bitti.Kısa ve akıcı öykülerden oluşan bir kitaptı.

2-Yeni Dünya-Sabahattin Ali
Sabahattin Ali bu kitabında beni bambaşka dünyalara götürdü.Farketmediğim ya da üzerinde durmadığım detayları anlattı bana.Okuduğum bütün kitaplarını sevdim.Birkaç tane daha var okunmayı bekleyen.Hem bir an önce okuyup bitirmek hem de Sabahattin Ali stoğumu tüketmemek istiyorum.Böyle garip bir hal içerisindeyim yani.

3-Sinek Isırıklarının Müellifi-barış Bıçakçı
Sürekli sosyal ağlarda görüp merakımı celbeden kitap ve yazar.İçerisinde bolca Ankara ve yazardan yazara yolculuk var.İçerisinde geçen yazarları,şiirleri,öyküleri not aldım ki sanırım yalnızca ben değilim bunu yapan.
Bir sonra ki kitap alışverişimi bekliyor yeni isimler.

4-İskender-Elif Şafak
Talihsiz bir başlangıç yaşadık İskender'le.Herkes çok seveceksin dedikçe inanamadım.Ama hikaye bir yerden sonra açılıyor ve o noktada duramıyorsunuz.Keşke kitabın kapağı daha kaliteli olsaydı.

5-Kişisel Bir Sorun-Kenzaburo Oe
2006'da almışım bu kitabı.Yani yıllardır kütüphanede bekleyenlerden bu kitap da.Geçen yaz Türkiye'deki kitaplığımda gene karşılaştık.Yazarı Japon olduğu için getirmiştim buraya.Tam da adı gibi kişisel bir durumu anlatıyor.Basit bir karar sizi ne kadar değiştiriyor güzel bir örnekle anlatmış kitap.



İşte böyle kitap tanıtımı yazmayı pek sevmiyorum.Bence bir kitap herkese aynı mesajı vermez.Herkesin alacağı kendinedir.Bu yüzden detay vermeden yazmaya çalışıyorum.
Eskiden kitap tanıtımları yapan blogları çok severdim.Sonra zamanla anladım ki bana göre değiller.
Sürekli kitap yazan bloglar yoldan geçen birinin al bunu oku demesi gibi bir şey.Kişisel bloglarda adı geçen kitapları daha çok merak ediyorum.Öncelik tanıyorum.

Bu konuda sevdiğim 2 blogger var.
Biri Lale ablacım diğeri Leylak Dalı ablacım.

Çünkü onların bloglarında hayat var,kişilikleri var,yedikleri,içtikleri,dinledikleri var.
Yani bana kitap tavsiye eden  kişi hakkında bilgim var.
Aa bunu Lale abla sevdiyse ben de severim demektir diye düşünüyorum.
Ya da Leylak Dalı abla bile sıkıldıysa bu kitaptan ben şimdilik hiç bulaşmamalıyım diye düşünüyorum.
Keşke onların komşusu,yeğeni bir şeyi olsaydım :) Böylece kitaplıklarının tadını çıkarabilirdim doyasıya :)

Lalenin Bahçesi blogu için buraya tık tık

Leylak Dalı bloğu için buraya tık tık




2012 Kitap Listesi Güncelleme #1


2012 kitap listesi yazım için buraya tık tık 

Bu listeleri kendim için yapmayı seviyorum.Ama olur da aynı anda okumayı teklif edeceğiniz kitaplar olursa neden olmasın.Kendi aramızda kitap kulübü yapabiliriz.Ben her kitaba anında ulaşamayacağım için belki listede var olan ortak bir kitabımız olabilir :)
Haber bekliyorum sizden :)

31 Mart 2012 tarihinde okunmayı bekleyen kitap sayısı 72


1-Yaban Koyununun İzinde
2-Kişisel Bir Sorun
3-Ağır Ölüm
4-Siddhartha
5-Görünmeyen

6-Hac
7-Zorba
8-Kazanan Yalnızdır
9-Zahir
10-Yabancı

11-Veba
12-İklimler
13-Şibumi
14-Japon Ne Yapmış
15-Zemberekkuşunun Güncesi

16-Tanrı ile Sohbet 3
17-Kozmik Kahkaha
18-Yunan ve Roma Mitolojisi
19-Tanrı ile Sohbet 2
20-Yarın Yapayalnız

21-Ye,Dua et,Sev
22-Mevlana'dan Altın Öğütler
23-Pudra
24-Marie Curie
25-Sigmund Freud

26-İvan Pavlov
27-Tanrılar Okulu
28-Brida
29-Gölge Aile
30-İstanbul Hatırası

31-Grotesk
32-Limon Ağacı
33-Dijital Fotoğrafçının El Kitabı 1
34-Roman Yazımı
35-Zero Limit

36-Çoluk Çocuk
37-Martıları Seven Adam
38-Latife Hanım'ın Kağıtları
39-S*ktir Et
40-Ölmeden Önce Keşfetmemiz Gereken 5 Sır

41-Sırça Köşk
42-İçimizdeki Şeytan
43-Değirmen
44-Kanlı Halka
45-Casanova'nın Son Günleri

46-Albert Camus'ten Ruha Dokunan Düşünceler
47-Ustaparmak
48-Zar Adam
49-Zar Adam'ın Peşinde
50-Var Olanı Seçmek

51-Bütün Dünya Tarihi
52-Osho Duygular
53-2'nin Gücü
54-Ruh Eczanesi
55-Tanrıların Arabaları

56-Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
57-Okumanın Halleri
58-Tolstoy
59-Yapabilirim
60-%100 Düşünce Gücü ile Tedavi

61-Düşünce Gücü ile Tedavi
62-Düşünce Gücü ile Tedavi 2
63-Ölmeden Önce Ölünüz
64-Chanel
65-Secret

66-Doğal Seleksiyon
67-Düşüncenin İyileştirici Gücü
68-Bir Deliler Evinin Anlatılan Kısa Tarihi
69-Kış Günlüğü
70-Bir de Baktım Yoksun

71-Yeşil Peri Gecesi(Sanırım önce Kapak Kızı'nı okumalıymışım)
72-Semerkant


İskender-Elif Şafak



Feci uykusuz bir halde yatağa gittim.
Uyumadan önce 1-2 sayfa okumak istedim.
Ama bir baktım ki kalan 100 sayfa bitivermiş.

Sıcağı sıcağına kitabı anlatmak isterdim
ama
bunu yapmayacağım.
Bunun yerine bir fotoğraf ile kitabı özetleyeceğim.


Benim için İskender...


...bu cümlelerden ibaret.



30 Mart 2012 Cuma

Cihan Şef


 Daha önce blogda Fujieda şehrinde bir Türk restoranına gittiğimi söylemiştim.Dün restoranın sahibi Cihan şef beni aradı.Bugün için cuma günü çekim var yardıma gelir misin dedi.Yoshi tesadüfen izinli olduğundan sabah erkenden çıktık yola.Ekip sabah 09:00'da gelmiş bizim varmamız 09:30'u bulmuştu.Biz gittiğimizde Cihan şef çekim için yemekleri hazırlıyordu.
 Asahi kanalının bir porgramında hergün 2 restoran tanıtılıyormuş.Türk restoranı 5 nsanda yayınlanacakmış.Yukarıdaki fotoğraf  lunch menüsü mesela.İşkembe çorbası,döner kebap,salata,ayran ve çay.
 Cihan şef Mengenli.2 yıldır Japonya'da yaşıyormuş.Önceleri Tokyo'da çalışmış.
 Yemekler çekildikten sonra Cihan şef ile röportaj yaptılar.İşte orada biraz çeviride yardımcı oldum.Yemekler ve çekim bittikten sonra Cihan şef kameramanlığa da el attı.


29 Mart 2012 Perşembe

Nano çiçeği -Nano hana


Sayıklaya sayıklaya baharı getirdim :)
 Aslında böyle bir giriş yapmayacaktım ama az önce Sami sonunda baharı getirdin gözün aydın yazınca bana.Böyle yazmak geldi içimden.Bu sene kış buralarda pek keyifli geçmedi.Osaka'da yaşayan arkadaşım Sami ile bahara düzelecek her şey diye sayıkladım durdum :) O da bu fotoğraflarımı eklediğimi görünce gözün aydın dedi bana :)

Hepimizin gözü aydın olsun efendim :)
 Fotoğraflar Fukuroi şehrinden bir tarladan.Ama görüntü o kadar güzel ki.Bunun farkında olan tarla sahipleri 2 tarla arasına bir düzenek(sahne) koymuşlar.İnsanlar gelip fotoğraf çeksin ya da bu güzelliğe doya doya baksın diye sanırım.
Yoshi'nin izin gününde gitmeyi planlamıştık ama o gün yağmur yağdığı için benim canım istemedi.Nagoya'ya giderken uğramayı teklif edince Yoshi tabi ki kabul ettim.Ve kesinlikle biraz daha erken uyanmamıza değdi.
 Tarlaların yan tarafında Vosvosları görünce önce oraya koştum tabi ki.Ben de Vosvos sevengillerdenim :)
 Böyle bir manzarayı bulunca şımarmak serbestmiş :) Çiçeklerin Türkçesini bilmiyorum.Sahip olduğum sözlükte yoktu.Yazılışını da bilmediğim için netten bakamadım.Tam bu noktada Twitter'da tanıştığım Emiko girdi devreye.Çok güzel Türkçe konuştuğu için hemen ona sordum :) çiçeğin Türkçesini ama o da bilemedi.Böylece benim için ingilizcesine baktı.Field Mustard'mış.Bilenlerden yardım alabilirim.Emiko-San teşekkür ederim yardımın için.


Bizi çeken olmazsa biz de birbirimizi çekeriz pozumuz :)

Ve tabi ki bir de mini video

İyi seyirler

27 Mart 2012 Salı

Çok teşekkür ederim

Blog sayesinde tanıştığım Elif okul ile Japonya'ya geleceğini öğrenince hemen bana ne istediğimi sordu.Ben ısrarla bir şey istemiyorum dedimse de dinlemedi beni.Bir şey istemezsem kendi istediğini getireceğini söyledi ki öyle de yaptı :) Ben sadece bulgur istedim ondan.Tam evde bulgur bittiğinde gelmişti maili.Ne yazık ki Japonya'da yok bulgur.Ben bavulumda getiriyorum.

Ben sadece bulgur istemiştim ama gördüğünüz gibi coşmuş sevgili Elif :) Karamel'e benzeyen kalemime,mavi-kahverengi çantama bayıldım.
Bu arada görünen abur cuburların hepsi çoktaaan bitti :) Bu yazıyı yazmayı geciktirdim çünkü Elif'in bloğuna Japonya anılarını yazmasını bekledim.Böylece bir de Elif'in gözünden Japonya'yı okuyabilirsiniz.


Sevgili Elif negroyu yollayan arkadaşı ve bu paketin bana ulaşmasını sağlayan Sami (Osaka'da yaşıyor) çooook teşekkür ederim hepinize.

Elif'in bloğu için buraya tık tık

twitteri için buraya tık tık 

26 Mart 2012 Pazartesi

İnstagram ile Pazartesi #44

Bakalım nasıl geçmiş geçen hafta benim için

 Okuma halleri fotoğraflarımdan biri.Çalışma masam dedikçe bana soruyorlar.Ne iş yapıyorsun diye.Bu masa  ya da sürekli çalışma masam diye bahsettiğim masa evimizde olan bir masa.Ben masada yazmayı,okumayı,vakit geçirmeyi çok seviyorum.Evimiz küçük olduğundan ayrı bir odam yok.Ama Evde bir köşe yani bu masanın üzeri benim odam diyelim.Üzeri genelde dağınıktır.Kitaplar,defterler,kalemler,çizimler,yazılar vs vs hepsi burada olur.

 Koltukta okuma hali :) Aslında ipad kamerası deneme çalışması da denilebilir.
 Bakınız gene aynı masa :) Hama boncukları bir ara çok modaydı bloglarda.O dönem almıştım ben de boncuklardan.Ama dokunmamıştım açıkçası.Geçenlerde yapacak bir şey bulamadığımda çıktılar ortaya.Eeyore sever ablaya yapıyorum bu çalışmayı :)
 Masking tapelerimin yeri sürekli değişiyor.Bir türlü içime sinmiyor derken bu ahşap düzenleyici ile karşılaştım.Önce deneme amaçlı 1 adet aldım.Eve gelip yerleştirince daha da almalıyım diye düşündüm.
 Yoshi günlerdir hasta.Önce beli tutuldu ki aşçı olduğu günlerden kalma bir hastalığı masaj kliniklerine gide gele beli geçti diye sevinirken 4-5 gündür sağ ayağı çok ağrıyor.Çok üzülüyorum onu öyle görmeye.Salondan tuvalete ki 5 adımlık mesafe 10 dakikada gidiyor :( Sabah başka bir kliniğe gitti.Şifa olur inşallah.Dua edin lütfen.
Yukarıdaki fotoğrafı arabada onu beklerken çekmiştim o masajdaydı yani.
 Aynı anda  3 mektup geldi ki bu uzun süredir olmuyordu :) Biri bize nazar değmesin istiyor :) Amiiiinnnn
 Almaya karar vermekle kalmayıp ertesi gün hemen aldım raflardan.Ama görüldüğü gibi yetmedi :) Açıkta kalanlar var.
 Yoshi'nin izinli olduğu bir gün akşamüstü keyfi yaptık.
 Yağmurlu havalar bitti gibi çok şükür.Bulutlar,güneş kendini göstermeye başladı.Yani beyaz bulutlar :)

 Pc sandalyesinde otururken gelip kucağıma kendini öyle bir yerleştiriyor ki milim kıpırdasam düşeriz :) Öyle bir hal yani bu.
 Bugün sabaha kadar uyuyamadım.Yoshi'yi kafama takıyorum :( Böyle güzellikte doğdu güneş.(tabi iphone tam yansıtamamış)O gölge halinde görünen Fuji dağı.

Mor çanta dolup dolup boşalıyor :) Son hali diye bir şey olmayacak sanırım.

İşte böyle geçmiş benim haftam.

Daha fazla fotoğraf için Tumblr'e buyrun 

Keyifli ve sağlıklı bir hafta diliyorum herkese

25 Mart 2012 Pazar

Pazar Fotoğrafı #36



Bugün Aino böyle.Biraz güneşli,biraz bulutlu,biraz aydınlık,biraz karanlık.

Var mı bulutlarda bir şeyler görenler?

24 Mart 2012 Cumartesi

Vlog:1 ink yolunda




Daha önce yazmıştım geçenlerde 91 km uzaklıktaki İnk adlı  kırtasiyesiyeye gitmiştik.Yolda çektiğim birkaç küçük videoyu birleştirdim.

Hadi bakalım iyi seyirler :)


23 Mart 2012 Cuma

Yine mi Ebay?




Bu ara neden bilmiyorum telefon kılıfları ile kafayı bozmuş durumdayım.Bu kılıf da bugün geldi.Mor Rilakkuma.Rilakkuma bir Japon karakteri.Japonya'da ve dünyada hayranı çoktur.Aklınıza gelebilecek her ürünü bulabilirsiniz.Ben ne hayranıyım ne de sevmeyenlerdenim.Ama Yoshi'nin sevdiği karakterlerden olduğunu öğrenince sempatim arttı.

Alttaki mor ise hep almayı düşündüğüm ama emin olamadığım bir üründü.

Son ebay turumda dayanamayıp sepete attım.Sonra ne göreyim son ürün yazısı çıktı.O an hemen ödemeye gittim zaten.Çanta içinde defterim,etiketler,bantlar bir arada dursun istedim.Eğer bu amaçta kullanmayı beceremez isem yolculuklarda pasaport çantası olur :)

İşte böyle yolda 2 paket daha var :)

Mor çantanın linki burada

Japonbalik'tan Hediye var


Japonbalik bildiğiniz gibi benim kocama taktığım ad.Kendisi de 40 yılda bir blog yazan bloggerlardan.2-3 gün önce elinde yukarıdaki telefonla gelip ben bunu hediye etmek istiyorum dedi.
Aslında ben pek sıcak bakmıyorum bu konuya ama neyse.

Blogunda size 3 soru sordu.Bu sorular Japonya'da iş görüşmelerinde sorulan sorulardan bir anlamda kişilik testi.
Sorulara doğru cevap vermeniz veya yaratıcı cevaplar vermenizi istiyor.Çok hoşuna giden cevaba verecekmiş hediyeyi ya da doğru cevap verenler arasından çekiliş yapacakmış.

Telefonun türkçe menüsü mevcut,sim free olarak gelecek ama bildiğim kadarı ile Türkiye'de kullanabilmeniz için ülkeye yeni giriş yapmış bir pasaporta işletmeniz gerekiyor.Yoksa telefon 1 ay içinde kapanır.

Bu ve bunun gibi işlemlerle uğraşabilirim diyenler katılsın yarışmaya.

Ben sadece seyirciyim bu duruma.

Yoshi'nin blogunu takip etmeniz de gerekiyor.Bloglarınızda,twitterda duyurup duyurmamak size kalmış ama her gelen izleyicide göbek atan bir kocam var :)

Türkleri çok seviyor alınmayın ama en çok beni seviyor :) Bu yüzden gelen her yeni Türk arkadaş onun için çok önemli.

Hadi bakalım eğlenceli soruları çözün,yorum olarak yazın,sorularınızı Yoshi'nin twitterından ona sorun,blogunu izlemeye alın,dilerseniz linklerini paylaşın ve bir cep telefonu kazanın.

Şansınız bol olsun :)


Yoshi'nin blogu için buraya 

Twitter'ı için buraya



22 Mart 2012 Perşembe

Love is in the Air Sonuçları

 2011 doğum günü hediyem mini diana idi hani bulutlu olan.Bakmak isteyenleri bu yazıya alalım.

Şimdiye kadar 3 kere film bitirebildim.Örnek olması amacı ile bazılarını paylaşıyorum.Tamamı dışarıda ve flaşsız çekilmiştir.
 Her filmli kamerada var mı bilmiyorum ama gördüğünüz gibi 2 kere çektiğinizde 2 poz üst üste çıkıyor :) Yeni evimizi deniz kenarına getirmiş gibi olduk.







Şimdi en büyük isteğim sakuraları çekmek :) Az kaldı az :=)

Kimler filmli makine kullanıyor bakalım?

21 Mart 2012 Çarşamba

Sergül'ün Japoncası


Çok alıştım buradan toplu cevap vermeye bu konuya da bir yazı ile açıklık getireyim istedim.

An itibari ile 4,5 yılı devirmiş bulunmaktayım Japonya'da.Bu süre içerisinde ne yazık ki sadece 6 ay kadar (haftada 2 gün) Japonca okuluna gidebildim.Hatta burada yazmışım YWCA okulum
Ne yazık ki sadece 2 kur gidebildim.Çünkü sonrasında Fukuroi'de yaşamaya başladık.
Japonca 3 alfabeden oluşuyor.Hiragana,Katakana ve Kanji.Azıcık çaba ile herkes kısa bir sürede ilk iki alfabeyi öğrenebilir.Ama iş kanjiye gelince orası büyük bir okyanus ya da kabus.
Kanji Çinçeden gelen karakter alfabesinin adı.Toplamda 26 bin ile 28 bin arası olduğu tahmin ediliyor.Erişkin bir Japon 8,000 civarı bilebilirmiş.Ama günlük hayatı kotarabilmek veya gazete okuyabilmek için en az 2 bin kanji bilmeniz şart.Çünkü gazeteler sınırlandırılmış kanjiler ile basılıyorlarmış.
Bu kanjileri bu kadar zor yapan okunuşları oluyor.Çünkü bir karakter bazen bir ses,bazen bir hece,bazen kelime,bazen de cümlenin kendisi olabiliyor.Birden fazla okunuşları ve anlamları olması beni ve sanırım herkesi en yoran tarafı.Bir de yazılışları var ki o Japonların bile belası.Özellikle son zamanlarda teknoloji hayatın çok fazla içerisinde olduğu için Japonlar bile unutuyor nasıl yazıldıklarını.
Japonca bilmek diğer diller gibi öğrendim bitti tarzında bir dil değil.Ben  4'e ayırıyorum Japoncayı

1-Okuyabildiğin
2-Yazabildiğin
3-Konuşabildiğin
4-Anlayabildiğin

Mesela yazabilirim ama okuyamam.Okuyabilirim ya da anlayamam gibi çelişkileri var bu dilin.
Ben kanji öğrenmeye 2. kurda başladım.Yalnız şöyle bir talihsizliğim oldu.Sınıfta Japonya'ya en yeni gelmiş bendim.Herkes yıllardır Japonya'da yaşıyordu,çalışıyordu ve sınıfın çoğunluğu Çinli oldukları için kanjiyi zaten biliyorlardı.Yani bildikleri kanjilerin anlamlarını değiştiriyorlardı kafalarında sadece.Herkes Japonca konuşabiliyordu ben 1-2 kelime bilerek başlamıştım okula.Yani benim için dersler tam bir işkenceydi.Ben hariç herkes konuşabiliyor hatta yazabiliyordu.Ben konuşmayı,yazmayı,dilbilgisini falan anlamaya çalışırken onlar konudan konuya geçmiş oluyorlardı.Hele kanji dersinde hiç saygıları yoktu.Kolay bunlar geçin diyorlardı hocaya.O sınıfta nefret ettim Çinlilerden Allah biliyor ya.

Buraya taşındıktan sonra da okula gitmeyi çok istedim ama ne yazık ki bu lanet şehirde (bana göre köy) okul yok.Ben de pes etmedim.Trenle 20 dk uzaklıkta gönüllü öğretmenlerin ders verdiği okula gittim.Beni direk en üst seviyeden başlattılar.Çünkü sınıfta en iyi japonca konuşabilen bendim.YWCA'nin 1. kurunda öğrendiğim dilbilgisi benim Japoncamın temeli oldu.Üzerine çıkmam kolay oldu.
Son kurdan mezun edildikten sonra tekrar gitmek istedim.Çünkü gönüllü okullarına dilediğiniz kadar gidebilirsiniz,cüzi bir miktar ödüyorsunuz,haftada 1 gün ders görüyorsunuz.Dersler daha çok konuşma,günlük ihtiyaçları karşılama gibi şeyler oluyor.Ben hem pratik olsun hem de canımın sıkıntısından gidiyordum ki okul başka bir şehre taşındı.Ve taşındığı yer istasyondan uzaktı.Bu yüzden HICE maceram da kısa sürdü.

Sonra gene pes etmedim.Bu sefer yan şehrimiz olan Kakegawa belediyesinin gönüllü sınıflarına kaydoldum.Belediye binası bizim evden araba ile 10 dakikalık mesafede.Yürüyerek ya da bisikletle gidilebilecek bir yer değil ama.Neyse ben bu binaya tren ve otobüs ile gidebiliyordum sadece.Okul saatinden 1 saat önce çıkıyordum evden trenle 4 dakika gidip 20 dakika otobüs bekleyip.Otobüsle Kakegawa'nın yarısnı dolanıp belediye binasına varıyordum.Çıkışta da eğer öğretmen uzatmazsa otobüsü yakalayabiliyordum ama diyelim ders sarktı 1 saat otobüs bekliyordum.Çünkü saatte 1 kere otobüs geçiyor.
Günler uzunken bu beni etkilemiyordu.Hem pratik yapıyordum hem de evden çıkmış oluyordum.Derken 2. kurda sanırım kış mevsiminde öğretmen dersi biraz uzatınca ben de karanlıkta tek başıma,yağmurda beklemek zorunda kalınca ki çok ağladım.O da Kakegawa maceramın sonu oldu.

Sonrasında evde kitaplar alıp kendim öğrenmeye çalıştım ama o kadar başarılı olamadım.Soru sormak istediğimde soracak kime yok.Yoshi evdeyken çalışsam o her zaman bir şeyler öğretme modunda olmuyor.Yani bu planda yattı :)

Ben de son çare televizyon izlemeye başladım.4,5 yıldır buradayım sanırım 1 yıldır tv izliyorum.Çünkü Japon televizyonu çok saçma geliyordu en başlarda şimdi alıştım diyelim.Televizyon izlemeye başladıktan sonra kelime haznem çooook ilerledi.İstisnasız hergün en az 15-20 dakika izliyorum.Zaten buraya da yazıyorum.

Japon arkadaşlar edinmeye çalıştım ama çok garipler yani ne yazsam,nasıl yazsam bilmiyorum.Garipler işte,kötü düşünmek,kötü söylemek istemiyorum.

Yoshi ile Japonca ağırlıklı  karışık bir dil konuşuyoruz.Onunla pratik yapmam pek mümkün olmuyor yani.Çünkü benim onunla konuşurken ki önceliğim Yoshi'nin türkçesi.Benim Japoncayı öğrenme şansım onun  Türkçe öğrenme şansından daha fazla.Bu yüzden onun Türkçe öğrenmesi,pratik yapması benim için daha önemli.

Gelelim bu maceranın sonunda beni Japoncama  :)

Televizyon izleyip %80 ini anlayabilecek kadar
Eve gelen telefonlarda konuşabilecek kadar
Kapıya gelen postacı,kargo vs ile konuşabilecek kadar
Bir yeşil çay makinesi fabrikası Türkiye'ye makine satarken bu süreçte tercümanlık yapabilecek kadar
Bütün bir günü (Yoshi'nin olmadığı yerler) Japonlarla geçirebilecek kadar
Türkiye'den Japonya'ya bisikletle gelen Gürkan Genç'in gazetecilerle ve Kakegawa belediye başkanı ile konuşmalarını tercüme edebilecek kadar
Japonca konuşabiliyorum :)

Umarım sorularınıza cevap bulabilmişsinizdir.

Bu ülkede 20 yıldır yaşayıp Japon gibi konuşabilen ama okuyup yazamayan ile de tanıştım,yıllardır buraya yaşayan konuştuğunu sanan ama konuşamayan ile de tanıştım,dili öğrenmeye hiç niyeti olmayan ile de tanıştım.

Ben öğrenmeyi seviyorum.Bildiğim,öğrendiğim bana yetmiyor hiçbir zaman.Japonca benim için bir yolculuk,bir keşif burada yaşamaya devam ettikçe öğreneceğim bir dil.Uçsuz bucaksız bir okyanus :)


fotoğraf Ginkakuji tapınağı yazısı burada tık tık



Doğan Kitap



Çok mutluyum daha önce yazmış olduğum yazı sizlerin de sayesinde yetkililere ulaştı.Doğan kitap editörü ile mail yolu ile iletişime girdik.Hemen adresimi istediler ve birkaç gün beklemenin sonunda sorunsuz kitabıma kavuştum.


Doğan kitaba ve linkin onlara ulaştırmaya çalışan size çok teşekkür ederim.


20 Mart 2012 Salı

İçimi Dökmek İstedim


Öncelikle kocaman kocaman diyorum ki bu yazıyı bir kişiye ithafen yazılmamıştır.
Bilerek ya da bilmeyerek kimseyi kırmak istemiyorum.
Üzerine alınan olursa inanın çok üzülürüm.




Bu yazıyı uzun zamandır yazsam mı yazmasam mı diye düşünüyorum.Anlamaya çalıştığım ve düzeltmek istediğim şeyler bunlar.

Sizlerden öyle güzel mailler,geri dönüşler alıyorum ki öncelikle bunlar için çok teşekkür ederim.Ben burada oturup boşluğa yazarken zamanla sesime ses bulmaya başladım.Kendimi bir anda yalnız bulduğum/sandığım bu ülkede hayır değilsin diyenleriniz var.Bunlar için nasıl teşekkür edilir inanın bilmiyorum.
Bu blog olmasaydı inanın bugün durumlar çok farklı olabilirdi.

-Şimdi tekrar geri dönelim mail konusuna.Şimdi bana ulaşabileceğiniz birçok yol var.Twitter,mail adresim,blog yorumu,instagram,youtube,facebook Serrose profili,blogun sayfası ve kişisel hesabım.
Bunların hepsinden soru ya da benzer şeyler alıyorum.Yetebildiğim kadarı ile cevap vermeye çalışıyorum.
Ama en önemsediğim yer mailler oluyor.Er ya da geç ama mutlaka cevap veriyorum.Diyelim bana mail attınız 1 ay sonra cevap bulmanız bile olası.Hem vakitsizlikten hem de bazen o modda olamıyorum.
Bu yüzden mail yazmaya karar verdiğinizde bana sitem etmeden önce biraz bekleyin lütfen.

-Dedim ya çok mailler alıyorum diye.Ama nasıl desem bazıları beni tanımadan yazıp yolluyor gibi.
Mesela Japonya'da hayat nasıl? Şimdi ben buna nasıl cevap versem iyi?Blogda anlatıyorum yıllardır bir oku bak istersen.Yani böyle genel bir soruya tek kelime mi cevap yazmalıyım yoksa oturup hayatımımı yazmalıyım anlayamıyorum.

-Bir başka grup ise beni burada elemanları gibi görenler fabrikanın şu parçasını nerden bulabiliriz.(Bilmem nerden bulabiliriz)

-Başka bir grup ise iyi niyetlerine çok inandığım ama beni aşan ya da çok fazla taleplerde bulunanlar.Öyle sorular,öyle araştırmam istenen konuları yazıyorlar ki ben türkçesini bile anlamıyorum.Gelen her talebe yetişebilmem için 15-20 alanda uzman olmam gerek.

-Japonya'ya bilet ne kadar diye soran bir kesim var ki.Uzaktan bakınca Thy gişesi gibi mi duruyorum?

-Anime-manga neden yok diyen grup da var tabi ki.Bu blog benim kişisel zevkimden ibaret olduğu için yok.Şimdilik sevmiyorum.Bir gün ilgi duyarsam,hayatımda olurlarsa burada da olurlar.
Gitmediğim,yapmadığım,yemediğim şeyleri tanıtmayı sevmiyorum.Günlük sonuçta burası.

-Neyi ne kadar yazdığıma karışanlar.Biri der çok anlatıyorsun öteki der biraz daha anlat.Bunları kötü niyetle söyleyenler de var.İyi niyetle uyaranlar da.Üzgünüm ama bu blog benim olduğu sürece bunun kararını vermek ya da akışı değiştirmek kimseye düşmez.
Daha önce de yazmıştım.Bu blogdan ibaret olmadığım gibi bu blogdan farklı da değilim

-Gelelim sevmediğim gruba.Gösterdiğim mütevaziliği gerçek sananlar.Bana Japonya'yı bilgiçlikle anlatmaya çalışanlar.Benimle ısrarla japonca konuşmaya çalışanlar,düzenli aralarla ne kadar japonca biliyorsun diyenler.
Komiksiniz.4,5 yıldır buradayım ben oldum demem 100 yıl yaşasam da demeyeceğim.

-Bir de mektuplaşma,adresimi isteme mevzusu var.Bir zamanlar bloglarla mektuplaşıyorduk.İş hediyeleşmeye döndüğünde işin rengi de değişmeye başladı.Maddi ve manevi açıdan yorulunca ben bıraktım.Artık kimse ile mektuplaşmıyor,hediyeleşmiyorum.Abur cubur sevdamı bilenler sana bir şeyler yollamak istiyorum diyorlar.Benim kimseden böyle bir talebim yok.Bana paket yolladıktan sonra benden bir şeyler isteyenler oluyor.Bunu sevmiyorum.Ben kimseden bir şey talep etmiyorum kimse de benden talep etmesin.Yanlış anlaşılma olmasın lütfen.

-Bir de blogda gördüğü bir şeyi bunu Türkiye'de nerden alabilirizciler var.Şaka olduğunu düşünmek istiyorum.Ben nereden bilebilirim ki?

Yani aklıma gelenler bunlar.
Lütfen kimse alınmasın!


Pilot Frixion Colors



Uzun zamandır sahip olduğum kalemleri tanıtan videolar çekmeyi planlıyorum.Ama sizin ilginizi çeker mi bilemedim açıkçası.Hazırda 5 video daha var.7 martta çekmişim hepsini.Anlayın kararsızlığımı :)

Eğer diğerlerini de izlemek isterseniz bunu bir seri haline getirmeye çalışacağım.

Bol kalemli günler herkese :)

Bu seti aldığımda yazdığım post için buraya tık tık

19 Mart 2012 Pazartesi

İnstagram ile Pazartesi #43

 Düşünce Gücü ile tedavi aslında bir oturuşta bitebilecek bir kitap ama ben yavaş yavaş okumayı seçenlerdenim.Birkaç sayfa arası günler olabiliyor bazen.Okunması kolay ama uygulaması zor olan kitaplardan.
 Geçenlerde markette çilekli latte görüp almıştım.Evde pasta da olunca keyif yapayım dedim :) Çilekli latteme  çilekli kaşığım yakışır dedim.Nasıl olmuş?Bu arada tadını hiç sevmedim.Sıcak çilekli süt taklidi yapan bir şeye benziyordu tadı.
 Bu da bir başka okuma hali.Sinek Isırıklarının Müellifi bitmek üzere.Hem bitsin hem de bitmesin istiyorum bakalım neler olacak :)


 Geçenlerde Loft'a gittik Yoshi ile bunlar benim payıma düşenler.
 Bazı izlediğim filmleri tekrar tekrar izlemeyi seviyorum.Bir Geyia'nın Anıları onlardan biri.
Ve iPad ile dün kavuştuk.Oh kocaman kocaman gazete,blog okuması zevkli oluyormuş.Tavsiye uygulama alabilirim.



İşte böyle geçmiş bir hafta.
Daha fazla fotoğraf için buraya tık tık 
Keyifli bir hafta diliyorum herkes için :)










Not:Ebay alışverişlerimde satıcıları soranlar oldu.


Kaset-Baykuş-Game boy kılıfını bu satıcıdan

Nail Art Display'i ise bu satıcıdan  aldım

İyi alışverişler

16 Mart 2012 Cuma

Türk Dizileri


Çalışmadığım,genelde evde hatta pc başında olduğum için sürekli dizi yada film açarım.Oturup izlediğim dizi azdır ama altta ses olsun,yanda dursun mantığındadır genelde.
Hangi dizi ne gün yayınlanır bilmem.Ne zaman takip ettiğim sitelere eklenirse o gün izlerim :)
Bugün size izlediğim/dinlediğim dizilerden bahsedeyim istedim.
1 kadın 1 erkek izlerken güldüğüm,tanıdık hissettiğim çok şeyler oluyor.Düzenli bir izleyicisi değilim ama eklenmişse öncelik veririm.

Kuzey Güney'i ablamın zoru ve twitter yorumları ile izlemeye başladım.Dizinin ertesi gün twitter coşuyor :) Yani ben uyandığımda görüyorum demek daha doğru olur.Çok seviyorum diyemem ama şimdilik izlemeye devam ediyorum.
Yalan Dünya da beni keyiflendiren dizilerden.Cuma günü yayınlandığını biliyorum mesela :) Birçok karakter kendini sevdirdi.Bazı bloglarda,twitlerde replikleri görüyorum.

Gelelim izlemeyi bıraktıklarıma


Fatmagül'ün suçu ne ve Öyle bir geçer zaman ki'nin mutsuzlukları resmen iliğimi kemiğimi kuruttu.Oturup izlemediğim halde benim moralimi bozuyorlardı.Bıraktım mutluyum :)Aylardır izlemiyorum ama bugün açsam gene aynı mutsuzluk kaldığı yerden devam ediyordur.Bir şey kaçırdığımı sanmıyorum.

Behzat Ç ilk çıktığında biraz izlemiş bırakmıştım.Sonra finali hakkında öyle bir konuştu ki herkes.Merakımdan 1. seneyi izleyip bitirdim.Final gerçekten süperdi.Sonra 2. seneyi izlemeye başladım.Birkaç bölüm sonra gene bıraktım.Çok saramadı nedense beni bu dizi.


Leyla ile Mecnun,Suskunlar,Son aklıma gelenler.Bunları da izleyip bıraktım.Sarmadı beni ne yazık ki.


Veeee en sevdiğim dizi,beni ucundan azıcık ilgilendiren ve duygudan duyguya götüren dizi ,





Banyo sahneleri,komşuluk,sepet sallama,kaset doldurtma benim de bildiğim duygular.Hem gülümsüyorum izlerken hem de özlüyorum.


Türk dizilerinden tavsiye alabilirim.Ama lütfen buram buram acı olmasın.

Başka bir yazıda yabancı dizileri yazacağım.